Makale Detay
evrenin gözü
2 Nisan 2014
Aslında benim sorum,soruyu sormamı sağlayan şeyin kendisiyle ilgili; bilinç nedir? Günlük hayatta kullanılan sığ manalı sözcük dışında,gerçekten en temel , en yalın ve en geniş anlamıyla bilinç nedir ve neleri kapsar? Bilme işlemi, bilincin bir sonucudur( ya da ürünüdür,ya da yaratımıdır da diyebiliriz.) Ama bir şeyin bilinebilmesi için zıtdıyla var olması gerekir. Yani düalite bilme işleminin gerçekleşmesi için şarttır. Buradan yola çıkarak bilincin bir sonucu(ürünü,yaratımı da diyebiliriz) olarak düalite ve bilme işlemini görmekteyiz. Düalite bilincin bilme işlemini gerçekleştirdiği ve bu bilme işlemi sayesinde her an yeni şeyler türettiği alandır. Düalite dendiğinde ilk akla gelen şeyler; negatif-pozitif, sıcak-soğuk, eril-dişil,doğru-yanlış, melek-şeytan, hayır-şer, ying-yang gibi kavramlardır.Milyarlarca yıl boyunca her şey bu iki zıt kutbun dengesi ve varlığıyla; evrenimizi, içindeki her şeyi, mevcut ve algılanabilir kılmıştır. Düalite alanı, yani varlık sahası diye bildiğimiz yer,evrenimiz; başlangıçta bir toplu iğne başı kadar bile değildi, bu gün big bang diye bildiğimiz ve bütün bilim camiası ve insanlık tarafından kabul gören teoriye göre aniden patladı ve genişlemeye başladı. Milyarlarca yıl içinde galaksiler, güneş sistemleri, yıldızlar ve gezegenler oluştu ve bizim dünya dediğimiz bu gezegende canlı diye tabir ettiğimiz ve bilinçli kabul ettiğimiz sıkalası insana kadar uzanan yaşam formu oluştu. Yani başka bir deyişle şu anda nefes alabilmemi, odamda oturup bütün bu düşünceleri yazıya dökebilmemi mümkün kılan şey düalitenin(ikiliğin) ortaya çıkış hali ve bu halin milyarlarca yıl içinde kendi içindeki ilişkiler yumağı ile dallanıp, budaklanıp bu günkü şeklini almasıdır. Dallanıp budaklanmak demişken tasavvufta bir metafor vardır. Kainat bir ağaçtır ve insan onun meyvesidir diye; ortada bir ağaç varsa,aslında bir de tohum vardır ve ağaç ta ,meyve de tohumda potansiyel halde gizlidir.Ağaç olup meyve vermek için bir varoluş toprağına ve bir de zamana ihtiyaç vardır. Bu metafor ve evrenimizin ortaya çıkışı ve gelişimi düşünüldüğünde sanırım daha özlü ve güzel anlatılamazdı diye düşünüyorum...Sonuç olarak o kainat ağcının meyvesi olan insan bilgisi bu gün Cern de big bang le ilgili deneyler yapıyor ve bir kainatta o yaratabilir,yani meyve çekirdek verecek kadar olgunlaşmak üzere.Peki bilinç sadece insana özgü bir şey midir?, yoksa bu evrende var olan ve bütünü var eden her parçacığın, her atomun, her atom altı parçacığın, dolayısıyla canlı cansız diye ayırdığımız her şeyin kendine özgü bir bilinci var mıdır?Aslında bu konuyu kavrayabilmek için maddeyi oluşturan atomları ve bu atomları oluşturan parçacıkların dünyasını tıpkı bir arkeolog gibi kazan kuantum fizikçilerinin dünyasına girmemiz gerekli; Kainattaki her şey atomlardan oluşur ve atom ise; Çekirdek( proton+/nötron-) ve çekirdeğin etrafında dönen eksi (-) yüklü elektronlardan oluşur. Bir atomun %2 si madde,geri kalan %98 ise boşluktur.Yani evrenimizin sadece %2 si madde, %98 i boşluktan oluşmaktadır. Kainatı yöneten dört temel kuvvet vardır ve bu dört temel kuvvet uzayı ve içindeki tüm maddeyi bir arada tutar. Bizim bildiğimiz üç uzay boyutu, uzayın her noktasında vardır buna bir de maddenin akışkanlığını sağlayan zaman boyutunu eklediğimizde insan algısı için, algılanabilir referans çevremiz oluşur. Evrenimizi bir arada tutan ve onu şekillendiren bu dört temel kuvvet; yer çekimi, elktromanyetizma, zayıf nükleer ve kuvvetli nükleer çekirdek gücüdür.Yer çekimi dışındaki kuvvetleri hissedemeyiz,bilemeyiz hatta varlığından bir çoğumuzun haberi bile yoktur,ama kainatı ayakta tutan şey bu dört temel kuvvet ve aralarındaki etkileşimdir. Bu dört temel kuvvetin tek bir matematiksel formül altında toplayabilmek için bilim adamları yıllardır çalışmaktadır, Einstein son otuz yılını bu formülü bulabilmek için uğraşarak geçirmiştir.Bildiğim kadarıyla dört temel kuvvetten üçü aynı formül içinde toplanabildi ama yer çekimi kuvvetini hala bu formüle oturtabilmiş değiller. Çünkü evrendeki madde miktarı ve dolasıyla bu madde miktarı sonucu oluşan çekim kuvveti, olması gerekenin çok altında. Bu yüzden kara maddede arıyorlar kayıp kuvveti,belki de çok boyutlu kainatımızın daha üst boyutlarının maddesel ortamlarında gizlidir aradığımız kuvvet..Burası şimdilik muallakta ama bilinen bir şey var ki; dört kuvveti de içinde ,tek bir çatıda toplayacak olan formül her şeyin teorisi ve birleşik alan diye tabir edilen o alanın formülü olacaktır ve bizim için evren bu formülün ön gördüğü gibi şekillenecektir.Peki bütün bunlar bizi felsefik olarak nasıl bir düşünceye taşıyor? Aslında bir atomun çekirdeğini parçalayıp zaman ve mekan aralığı olarak daha derinlere indikçe fark ediyoruz ki madde daha soyut bir hal alıyor ve gerçeklik diye bildiğimiz her şey elimizin altından kayıp gitmeye başlıyor. Her şey daha az maddesel, daha az durağan, daha az ölü olurken , kainat giderek daha canlı ve bilinçli hale geliyor.Hatta kuantum fiziğinin babalarından Mark Planck'ın bulduğu ve kendi adıyla anılan planck sabiti diye bildiğimiz ve 10 üzeri eksi 34 lük mekan aralığına indiğimizde, düalitenin ve zamanın kaybolduğunu sadece TEKliğin bulunduğu bir alanda buluruz kendimizi. Burası saf bilinç,öz, saf varlık, saf zekadır. Çünkü O tüm doğa yasalarının kaynağıdır. Tüm temel güçler, tüm temel parçacıklar, evrenin her seviyesinde hayatı yöneten tüm yasalar birleşik alanda, birleşik kaynağa sahiptir.Bu Birleşik Alanı kainattaki en yoğun zeka alanı yapar. Bütün bilgi bu alanda potansiyel halde bulunur, bu yüzden BİLiNÇ gerçekte potansiyel varlık ve enerji okyanusudur. Her varlık bu okyanusta dalga halinde yüzer; hem dalgadır -hem damla, hem katredir -hem zerre. Kuantum fiziğinin en önemli yanı budur bir şey hem dalgadır hem parçacıktır(bu konuyu daha net kavramak isteyen arkadaşlarıma meşhur çift yarık deneyini araştırmalarını öneririm).Gözlemlendiğinde olası potansiyellerden birine indirgenir ve parçacık halindedir. Gözlemlenmediğinde ise olası potansiyel dalga halindedir. Maddesel olmayan, dinamik, kendinin farkında olan zeka bunlar BİRLEŞİK ALANIN özellikleridir. Kaninattaki her şey ,birleşik alandaki bilginin çeşitli ölçeklerde birbiriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkmış ve bir tekammül( ya da buna evrim de diyebilirsiniz) süreci sonun da bu hale gelmiştir ve bu süreç halen devam etmektedir.Yani bütün maddenin mekanın ve zamanın var olmasına sebep olan KAYNAK,ÖZ bilinç,kendinde olanı açığa çıkarmış bilinir hale getirmiştir. Bu bazı insanların düşündüğü gibi tesadüfi bir durum olamaz, çünkü neden-sonuç ilkesi bağlantısıyla çalışan bir kainatta ,felsefe de ,bilim de bizi ilk nedene götürecektir ki; bu durumda bu ilk neden aslında bütün sonuçları içinde barındıran şey olmak durumundadır.Genel yargı şudur madde var,atomlar var her şey katı ve dolayısıyla madde ve arasındaki etkileşim insanı yarattı ve insanla beraber soyut düşünce ortaya çıktı ve soyut düşünce de beraberinde tanrıyı melekleri şeytanı vs vs paranormal kavramları yarattı.Oysa Quantum fiziği tam tersini söyler çünkü atom altı dünyaya girdiğimizde her şey giderek daha soyut bir hal alır ve bizi bir çeşit düşünce denizine götürür ve bu alan her şeyin ilk nedenidir,olası bütün sonuçların tek nedenidir ve bütün kainatın maddenin oluşmasına sebep olan şey bu alandır.Yani aslında mana maddeyi yaratır madde manayı yaratmaz,madde manayı algılanabilir hale getirir hepsi bu. O nu sonsuz ve her şeyin kaynağı yapan da budur.Binlerce yıldır insanlık O na bir isim vermeye çalışmıştır,o tek bir ismin içine sığdırılıp her hangi bir topluma ya da zümreye mal edilerek dar insan bilincine indirgenemez. Şu an dünya üzerinde yaşayan toplumlar bu yazıda BİRLEŞİK ALAN YA DA ÖZ BİLiNÇ dediğimiz şeyi kendi kültür ve tarihsel birikimlerine göre isimlendirip bir takım kurallar bütünü çerçevesinde insanlara empoze edip adına da din demektedirler,sonra da birbirleriyle dinleri üzerinden kavga etmektedirler.Eski bir sufi hikayesinde karanlık bir yerde kalmış dört beş adamdan bahsedilir ve önlerinde de büyükçe bir fil vardır.Her biri filin bir uzuvunu tutup ona bir isim vermektedir ve birbirleriyle tartışmaktadır.Çünkü her biri tuttuğu şeyin şeklinden öyle emindir ki,ama asıl mesele karanlıktadırlar ve tuttukları şeyin daha büyük bir şeyin bir parçası olduğunu bir türlü idrak edemezler, ta ki BİRi gelip ışığı yakana kadar...Peki gözlemci kimdir;nerededir? ''Evreni gözetleyen göz evrenin kendi gözüdür''. Evren bu gün doğumundan yaklaşık on dört milyar yıl sonra kendini bu boyutlarda gözlemleyen, kavrayan, bir bilince, bir göze sahiptir. O göz insandır ve bütün kainat tek bir vucud gibidir, canlıdır, birbirine bağlıdır, bu vahdet-i vucud dur.varlığın birliğidir.Bu yüzden bütün kainat bilinçlidir ve bilincin farklı katları vardır ve bütün bu farklı bilinç katları TEK bir kaynaktan çıkmaktadır ve bir ölçekte kainattaki her şey O dur ve aynı kaynağa geri dönmektedir yaşam sadece bu devinim içindeki sonsuz olasılıklardır Zaman maddenin aktığı nehir,AN bu nehrin döküldüğü denizdir. METİN KOR